| | Üretsiz Blog oluştur

Sirius

DOĞAL AFETLER VE İNSAN

 "Mukaddes metinlerinizi incelediğiniz zaman görmüşsünüzdür ki, milletlerin şuurlanması ve vicdan ölçüleri ile hareket etmesi için, kendilerine peşin olarak yapılan yardımlar, umumiyetle pek az insan tarafından, yani liyakatini kendiliğinden geliştirmiş olanlar tarafından benimsenmiş ve tatbik edilmiştir. Ve kısmı azamı, çok büyük bir kısmı ise, şiddetli baskı, zorlanma, kısaca ıstıraplar içerisinde bıraktırılmıştır.
Ruhî İdare Mekanizması, sizin Rabbiniz, hepimizin mürşidi bu Mekanizma, size ıstırabı doğrudan doğruya mı ika etmektedir? Hayır. Mekanizma, tabiat kuvvetlerini harekete geçirmektedir. Dikkat ediniz, tabiat kanunlarını, kozmik kanunları harekete geçirmektedir. Veyahut hareket hâlinde, bilkuvve mevcut olan bu kanunların istikametini, tatbik sahasını dünyanız üzerinde yapmaktadır. Bu durumda, bir tarafta yağmakta olan yağmur, bir tarafta insan var. İnsan yağmur karşısında bilgisine, görgüsüne, vasıtalarına göre bir tavır alır. Ve bu yağmurun zararından ve faydasından nasibedar olur. Eğer tedbirini almış, eğer liyakatini, şuurunu geliştirmiş, vicdan ölçülerini tatbik etmiş ise, bu yağmur tümüyle hemen hemen onun için bir bereket, bir rahmettir. Yukarıdaki hususların kifayetsizliği ve noksanlığı nispetinde de, bereket olmaktan çıkıp, felâketi teşkil eder.
Bu basit misalden de anlaşılacağı üzere, insan hiç bir şekilde kendisine baskı yapılan, empoze edilen, üzerinde deneyler yapılan, ıstırabından, feryadü figanından, şaşkınlığından istifade edilen bir mahlûk asla değildir. Tabiat kanunu o sahnede cari iken, insan hür olarak onun karşısında bir vaziyet takınmak zorundadır. Çünkü, her ikisi de kuvvettir. İşte sizin ıstırabınız, harekete geçmekte olan kanunlar, kuvvetler karşısındaki aczinizin, bilgisizliğinizin, şuursuzluğunuzun, vicdan ölçülerini hakkıyla kullanamayışınızın, otomatizmanın bir neticesi olacaktır. Ve bütün bu nakıseler de sizin kendi elinizin işidir."

Sadıklar Planı-Celse 135, 23.10.1970

SÖZLÜK :
İka etmek: Yapmak, etmek           Bilkuvve: Potansiyel olarak, düşüncede
Kifayet:Yeterlilik                        Cari: Yürürlükte olan                      Nakise: Eksiklik

ZAKKUM

 Zakkum nedir bilir misiniz? Zakkum, her din devresinin sonunda insanın bütün ağırlığı ve acılığı ile  altında kaldığı bir şoktur. Şok, Ruhi İdare Mekanizması’nın ayırt edici tesirinin ta kendisidir. Tesir hem içten, hem dıştan görünür: İçten, nefsinizin kalabalık ağırlığı altında, vicdanınızın soluğunuzu kesmesi ile; bilginin ağzınızı tıkaması ile meydana gelir, acıdır. Öbürü, dıştan olanı, tabii ve suni afetlerdir. Onlar da ayırt edici, tüketici tesirlerdir.

Şimdi; dünya insanlarına muhakkak ki zakkum nasip olacaktır. Çünkü, bir din devresi başladı ve son bulacaktır. Menfiliğin  ve şerrin zincirleri gevşetilmiştir; sınanmak için. Menfiliğin ve şerrin ipleri uzatılmıştır; sınanmak için. Bunun karşısında sizi kösteklenmekten ve sizi köstek olmaktan kurtarmak için müspet tesirlerin, müspet düşüncelerin hazinesi açılmıştır. 

İşte siz, yer ve gök arasında mütemadiyen darbelenen bir varlık olarak göğü seçmelisiniz. Çünkü biliyorsunuz ve mesuliyetiniz var.                                                                                      Şeytanın, muhakkak ki yeryüzünde insan olarak temsilcileri vardır. Muhakkak ki onlar, birçok şeyleri bilerek, birçok şeyleri bilmeden bu menfi intişarlarını ve köstek olmalarını da devam ettirmektedirler. Vesvesenizin büyük bir kısmı, arza ait, nefse ait tesir ve telkinatın sizde ortaya çıkmasından başka bir şey değildir.”

Sadıklar Planı-Celse 113,  02.02.1968                                                                     

SÖZLÜK :  intişar:yayılma, genişleme     arz: dünya

Ek bilgi :

DUHAN SURESİ:                                                                            

43.ayet : Şu bir gerçek ki zakkum ağacı,                                                                                   44. ayet : Suçluların yemeğidir.                                                                                         45.ayet : Erimiş maden misali, karınlarda kaynar.                                                                46.ayet : Sıcak suyun kaynaması gibi...                                                                                

VAKIA SURESİ :                                                                                                                   

49.ayet : De ki: "Öncekiler de sonrakiler de."                                                                          50.ayet : Bilinen bir günün buluşma vakti, buluşma yerinde mutlaka bir araya getirileceklerdir.   51.ayet : Ve siz de ey sapık yalanlayıcılar !                                                                        52.ayet : Zakkum’ dan bir ağaçtan mutlaka yiyeceksiniz, yiyecekler.                                     53.ayet : Karınları dolduracaklar ondan,                                                       54.ayet : Üzerine içecekler kaynar sudan,                                                                         55.ayet : Susuzluktan çıkmış develerin içişi gibi içecekler.                                                 56.ayet : Din günü' nde ağırlanışları böyledir.                                                                       57.ayet : Sizi biz yarattık, biz! Tasdik etseydiniz olmaz mıydı?

AĞIR ŞARTLARLA KARŞILAŞMA ZORUNLULUĞU

“Memleketiniz, bugün içinde bulunduğu şartların çok daha ağırlarıyla karşılaşacaktır. Buna müstahaktır. İki bakımdan müstahaktır: Birincisi, kendilerine, yani size, Ruhi Mekanizma’nın sunmuş olduğu, vermiş olduğu pek çok değişik imkânlar, çokluk heba edilmiş, kısmen de batıl hâle getirilmiştir. Yani otomatizmayı, idraksizliği ve rüyetsizliği benimsemiş, şartlı olarak yaşamayı kabul etmişsinizdir. Bu itibarla, sizin, içinde bulunduğunuz seviyenin üzerinde bir plâna intikal etmeniz için, bütün ağırlıklarınızın terki, bütün karanlık şuurunuzun aydınlığa kavuşması, küflenmiş ve köhne hâle gelmiş bilgi ve düşüncelerinizin tadili ve nihayet bir türlü kullanmak imkânını bulamadığınız vicdan ölçülerinizin ortaya çıkması zaruri olmuştur. Bu zaruret, memleketinizin bu devre içerisinde oynayacağı rol ile alâkalıdır. Görülüyor ki, hem oynayacağı rol bakımından, hem de fertlerinizin teker teker otomatik yaşayışları bakımından, her iki bakımdan da ağır şartlara, sert imtihanlara ihtiyacınız vardır.”

                                        Sadıklar Planı-Celse 135, 23.10.1970

KOZMİK GERÇEK : DİN GÜNÜ

                                                 VİZYON                                                                             11/05/2011(Sabah)

          Bilincimin derin bölgelerinden açılan bir alanda, kutsal kitaplardan birine ait bir sayfa metninde İbranice veya Arapça olduğunu algıladığım yazılar(ayetler) görüyorum. Kutsal metne ait bu sayfayı önce uzaktan algılıyorum, daha sonra  fiziksel gözlerimle değil de bilinç gözlerim ile zoom yaparak, yani bu kutsal metin sayfasını yakınlaştırarak yazıların(ayetlerin) içine doğru görsel bir yolculuğa başlıyorum. Bu görsel incelemede 78. bölüm(sure), 1. ve 2. satırlar(ayetler) dikkatimi çekiyor. Bu bölüme odaklanıyorum. Özellikle bu rakamlar bilinç gözlerimin önünde vurgulanıyor. Bu berrak (duru) görünün sonunda bu kutsal metnin Arapça olduğunu hissediyorum.

 NOT:  13 Mayıs 2011 akşamı Kur’an’daki 78.sureyi inceledim.                                               NEBE Suresi (78). Nebe’nin sözlük anlamı : Heber verme                                                             1. ayet : Birbirlerine hangi şeyi sorup duruyorlar ?,  2. ayet :O büyük haberi mi ?                  3. ayet: Ki kendileri hakkında anlaşmazlık içindedirler. 4. ayet: Hayır; yakında bileceklerdir.    5. ayet: Yine hayır, yakında bileceklerdir. 17.ayet: Şüphesiz o ayırma(fasl) günü, belirlenmiş bir vakittir. 18.ayet: Sur’a üfürüleceği gün, artık siz dalga dalga geleceksiniz.

 AÇIKLAMA : Suredeki 1. ve 2. ayetlerde “O büyük haber” den bahsediliyor. Devamında “O büyük haber”in ayırma günü olduğu ve insanların o gün hakkında anlaşmazlık içinde bulundukları belirtiliyor.

1.-Sadıklar Planı Ruhsal Tebliğler’ de de DİN GÜNÜ’ nde bütün insanların seçme ve elemeye tabi tutulduğu , adeta bir hasat anı olduğundan bahsedilir. Seçme ve eleme yani ayırma(fasl) kaçınılmazdır o günde…

 İşte Din Günü, bütün insanlara şamil olmak üzere, insanların daha üst bir realiteye tırmanabilmelerini temin hususunda, açık ve seçik bilgilerin verildiği gündür. Bütün insanlık devre ve devre Din Gün’leri idrak etmiştir. Bu din günleri, bir dinin intişarı ve tamimi şeklinde anlaşolmamalıdır. Yeni bir realite bilgisinin apaçık ortaya konması için bir hareket noktasıdır. Belki ortasında bir faaliyet, belki sonudur. Şu muhakkak ki, insanlar, arzınızın insanları, milyarlarca seneden beri birtakım tekamül siklusları içerisinde bulunmak kaderiyle kalmışlardır. İşte her bir Din Günü, arz insanının arz üstü insanı olabilmesi için, kendisine açılan rahmet kapısının esasıdır. Sikluslara dikkat ediniz. Bunlar birer kuyruklu yıldız gibidir. Gelir, alır; tutunabilenleri götürür. Kalanlar, o yıldızın devrini tekrar beklemek mecburiyetindedir. Gündüz geceyi, gece gündüzü takip eder.”

 “Her Din Günü’nün bir Saffet Günü vardır. Ve bunlar, sizin ezel ve ebedinizin arasında devam edip gider. Gerçek Din Günü şudur:Güneş sisteminin malum adetteki gezegenleri, planları, buutları ile beraber sizin sisteminizin iki türlü Din Günü vardır, esas itibarıyla..Birincisi “Kozmogonik Gün”. Bu külliyen bir değişikliğin sembolüdür. Yani bir sistem, bir güneş sistemi, adeta kendine has bir ağ içine alınarak, muayyen bir istikamete doğru çekilir. Kozmogonik günde sistemin, alemi içndeki realitesi, buudu ve hızı değişir. Hız, fiziki bir hız değildir. Birde “Ferdi Gün” vardır. Ferdi Gün’den kasıt, her kürenin kendisine has olan değişiklikleridir. Ferdi Gün yani Küresel Gün’de ise realite, buut ve hız değişiminin neticeleri şiddetlidir. Fakat yüksek bir şiddet göstermesine rağmen bir süreklilik vardır. Birbirine geçişler gayet ahenklidir. Şöyle ki; her küre, bütün sistemi ile, nebatı, hayvanı, insanı ve bütün gayrı maddi dediğiniz unsurları ile beraber yeni bir tesir kuşağı içine girer. Veyahut onu alabilecek derecede birtakım tahavvüllere, tebeddülata uğrar. Bugün içinde bulunduğunuz alemin üçte ikisini teşkil eden varlıklarınız, ruhi inşa itibarıyla bir orijinallik arz eden varlıklarınız, mekanizma tarafından yeni bir Din Günü’ne sürüklenmektedir. Bu değişiklik, güneş sisteminin üç gezegeni için caridir. Dünya, Merih(Mars) ve Zuhal(Satürn).”

“Din Günleri’nde meydana getirilen tesir sahası ile bunun haricinde kalan devreler içerisindeki tesir sahası birbirinden farklıdır. Din Günleri’ndeki tesir sahası, bütün varlıkları daha doğrusu bütün insanları bir eleme ve seçmeye tabi tutan bir tesir nevidir. Bu itibarla, bir şuur genişlemesinden bahsedilirken, önce değer hükümlerinizin  değişmesi mevzuu bahistir. Sonra hadiselerin izahı ve daha sonra hadiselerin sebebi hakkındaki kanaat ve bilgilerinizin değişmesidir.”

 “Din Günleri dendiği zaman şöyle bir izahatı da gözden uzak bulundurmayın. Din Günü, realitelerin bibirinin üzerine katlanması neticesinde, varlığı götürebildiği son noktada, özel bir şuur haline ulaştırmasıdır. Üst üste katlanan realitelerin biriktirmiş olduğu tesir gücü, varlığın şuuruna oldukça şiddetli ve kaliteli baskılar yapar. Bunların bir kısmı şeriat tarzında dışarıdan, bir kısmı innç ve muhasebe tarzında içeriden olur. Din Günü’nde şüphesiz bir ayıklanma mevzuu bahistir. Bu ayıklanış, Devre’nin, Büyük Devre’nin ağırlığına ve şartlarına tahammül edebilecek varlıkların ayıklanmasıdır. Muhakkak ki bir ayıklanma vardır. Nasıl ki siretlerinden tanınanlar var olduğu gibi."

 2.-RA Bilgilerinde de seçme ve elemeye yani hasat zamanına ait tebliğler bulunmaktadır.

 “Gezegeninizde, fiziksel illüzyon(madde dünyası) için çok sarsıcı bir devre geçirilecektir.Bunun fiziksel nedenleri değişiktir. Bilim adamlarınız , yapabildikleri sürece, gezegeninizin maddesel düzleminde felaketlere neden olacak olayları(koşulları) tarif edip sınıflandırmaya devam edeceklerdir. Bilim adamlarınızın söyledikleri doğrudur ve Dünya yüzünde mevcut bulunan tüm dinlerin de bildirmiş oldukları bir programın parçalarıdır.  “

 Gezegenimizin başına geleceği söylenen bu maddel felaketin, metafizik olarak anlamı nedir? Konfederasyon, gezegenin bizzat kendisinin yeni bir titreşime, yeni bir uzay ve zaman parçasına geçeceğini söylüyor. Bşiz buraya ancak, enkarnasyonlar boyunca öğrenmeyi ya da öğrenmemeyi seçtiğimiz sevgi derslerimizi tam olarak öğrendikten sonra girebiliriz.

 “Çok yakında bir seçim yapılması gerekiyor ve bu gezegendeki bütün insanların yapılacak seçimi anlamaları çok iyi olurdu. Çok kısa süre sonra yapmak zorunda kalacakları seçimin idrakine varamayacak kadar günlük faaliyetlerine ve aslında çok önemsiz olan arzu, istek, ve karmaşalarına dalmış durumdalar."

 Anlaşılıyor ki, gelecek günlerden birinde Konfederasyon’un Hasat adını verdiği bir olay cereyan edecektir. Bu “Yargı Günü” kavramının, bizim klasik dinlerimizde belirtilen “Yargı Günü” kavramından farkı, bizi yargılayack olanın, bizden ayrı bir Tanrı değil de, içimizde bulunan bir tanrı olmasıdır. Bu “Hasat”ın sonucunda bazıları yeni bir sevgi ve ışık çağına geçecekler ve Konfederasyon’un dediği gibi çok olumlu ve güzel bir titreşim düzeyinde yeni dersler öğreneceklerdir. Diğerleri ise bu seferki derslerini terarlamak zorunda kalacaklar ve sevgi dersini yeniden öğreneceklerdir.

 “Yakında gezegeninizde sizin deyiminizle bir Hasat olacak; bu, ruhların hasatıdır. Bu gezegenden mümkün olan en yüksek ürünü almaya çalışıyoruz. Bizim görevimiz budur, biz Hasatçılar’ız."

Tayfun Özenç                                                                                   İstanbul, 06.08.2011

KUTLU YOL

Toplumun alışkanlıkları, önyargıları, örf, adet ve gelenekleri ile hareket eden bizler bazı şahısları yoldan çıkmış olarak tanımlarız. Aslında, bu ayrıcalıklı şahıslar tam tersine Kutlu Yol’a girmiş varlıklardır. Onlar gerçektende çoğunluğun bilinçsizce, farkındalık göstermeden benimsediği o atıl yoldan çıkmışlar, evrenin gizemi ve çeşitliliğiyle donatılmış yollarından birine adım atmışlardır.Bu varlıklar, maddesel olguları amaç olarak benimsemeyip, evrensel gelişme sürecinde bütün maddi değerleri, olayları, vasıtaları, kişiler arasındaki ilişki ve etkileşimleri bir enstruman olarak algılama ve bilinçleri düzeyinde bunları kullanıp, değerlendirme farkındalığını sezebilme kudretini gösterirler. Yine bu kişiler; tarafsız ve objektif olma, kavgacı ve savaşçı davranışlardan uzak kalma konusunda çaba gösterme, özgür hareket edebilme isteği ile dolu olma, zaman zaman yalnız kalmayı, kalabalık ortamlardan çekilmeyi isteyerek adeta “Sessizliğin Sesi”ni dinleme ihtiyacı duyarlar. Bu kişiler, evrensel yolculukta adeta bir Gezgin olarak tanımlanabilirler. Bu durum onlar için adeta illüzyon dışına çıkarak, içsel mabetlerine girmeleri ve orada  Evren-Tanrı ile başbaşa kalma halidir. Bu kişiler, içlerinde yeşerttikleri anlayışları sabırla geliştirerek adeta bu anlayışları yavaş yavaş azimle olgunlaştırırlar. İçlerinde gelişen bu Şeyler vasıtası ile onlar ruhsal alem özlemi ile zaman zaman gözyaşı da dökerler. Öyle ki, bu gözyaşları üzüntüden değil, içlerinde geliştirdikleri bu anlayışların katalizör etkisi ile akmaktadır. Adeta bir coşku ve mutluluk hali ile bu Şeyler onların içinde ağlamaktadır. Bu kişilerden bazıları ise toplum içinde uçarı, uç noktalarda gezinen, özgürce hareket etmeye meyilli, üretken ve özellikle sanat alanında yaratıcı olan kimseler olarak dikkate çarparlar. Bu genç insanların yürekli oluşları yanında, cesur ve dik durabilme özellikleri de bulunur. Toplumsal statüler ve gelenekleri benimsemekte zorlanırlar, toplum tarafından zaman zaman dışlanabilen şahıslar olarak ta göze çarparlar. Halbuki onlar o Kutlu Yol’a girme cesaretini, birçok defalar yaşadıkları ağır hayatların tecrübe ve kazançları, bu kazançlara bağlı olarak gelişen içsel cevherlerinin tetiklemesiyle gösterirler. Toplumların bu kişileri anlaması zordur. İnanç sistemleri tarafından  da sürekli ötekileştirilirler ve de itibar edilmemesi gerekli şahıslar olarak etiketlenirler. Çünkü onlar, yoldan çıkmış şahıslar olarak nitelendirilirler. Toplumlar bu konuda tarafsız olamamakta, objektif tavır sergileyememekte, özgürce ve vicdanlı davranışlar gösterememektedir. İçinde yaşadığımız toplumların tüm kurguladıkları, planladıkları hedefler ve programlar “Saf Gerçek” olmayan bu maddesel boyutta verimsiz bir mecraya doğru akmaktadır. Toplumların, içinde süregeldikleri bu atıl yolun, insana ruhsal-evrensel-içsel olarak geliştirici katkılarda bulunup bulunmadığını açık yüreklilikle ve vicdanlı olarak sorgulayanlar, daha faydalı mukayeseler yapabilirler. “Saf Gerçek” olmayan madde dünyasına ait izlenimlerin (illüzyonların) esiri olmadan, bu yaşamın sunduğu imkan ve fırsatları amaç olarak değil de, yani nihai hedef olarak benimsemekten ziyade insanın gelişiminde kullanabileceği enstrumanlar, bazı durumlarda da varlığı aktive edici katalizörler olarak değerlendirebilme farkındalığını ve uyanıklılığını göstermemiz dileğiyle…

Tayfun Özenç                                                                              26.07.2011, Bakırköy

SARSICI DEVRE

 Gezegeninizde fiziksel illüzyon(madde dünyası ) için çok sarsıcı bir devre geçirilecektir. Bunun fiziksel nedenleri değişiktir. Bilim adamlarınız, yapabildikleri sürece gezegeninizin maddesel düzleminde felaketlere neden olacak olayları(koşulları) tarif edip sınıflandırmaya devam edeceklerdir. Bilim adamlarınızın söyledikleri doğrudur ve dünya üzerinde mevcut bulunan tüm dinlerinde bildirmiş olduğu bir programın parçalarıdır.”

 “Yakında gezegeninizde sizin deyiminizle bir HASAT olacak; bu ruhların hasatıdır. Bu gezegenden mümkün olan en yüksek ürünü almaya çalışıyoruz. Bizim görevimiz budur, biz Hasatçılar’ız..”

 Yorum :                                                                                                                                                                                                                                                Anlaşılıyor ki gelecek günlerden birinde, Konfederasyon’un "Hasat" adını verdiği bir olay cereyan edecektir. Bu Yargı Günü kavramının bizim klasik dinlerimizde belirtilen "Yargı Günü" kavramından farkı, bizi yargılayacak olanın bizden ayrı bir Tanrı değil de, içimizde bulunan bir Tanrı olmasıdır.

RA BİLGİLERİ I

HASAT

Bilginin özünde bulacaksınız onu
Bazen yanılacak bazen duracak
Bazen de bilinçlenip tümden haykıracak
Bilginin ruhunda ilmin ışığında.
        *  *  *
Harman gibi ekilip hasat olursun
Saçılırsın dört tarafa yeksan olursun
Kiminde cenneti, kiminde cehennemi
Vicdandır yaşatan o gerçekleri.
               *  *  *
Bir eli yukarda tut, bir eli yerde
Düşünce sabır et, isyan etme derde
Rahmet kapıları açılır ferde
Yeter ki özleri baksınlar nerde.
Tayfun Özenç
05.05.1991, Fındıkzade

"BÜTÜNSEL BİLİNÇ" LE PAYLAŞIM

“Tanrısal İrade” ile işbirliği yapmak ve kendimizi “Tanrısal Bilinç” le bir olmaya bırakmak suretiyle gerçekleştirdiğimiz faaliyetler kutsaldır. “Bütünsel Bilinç” in hayrına yönelik çalışmalardır. Gezegenimiz bir süreden beri yeni bir enerji alanına girmiş bulunmaktadır. Gezegen küresi ve üzerindeki varlıkların, titreşim hızı ve yoğunluğu yüksek bu enerji alanına uyumlanma sürecinde fiziksel olarak gözlemlediğimiz sancılı durumlar belirginleşmiştir. Bu fiziksel ortamda idrak ettiğimiz bu yıpratıcı ve sarsıcı dönemin daha hafif atlatılması ve biz varlıklar için gezegen aurasının dengelenmesi gerekiyor. İşte bu durumun içsel olarak farkındalığında olan varlıklar, ışık ve bilgi getirici, sevgi yüklü enerjileri gezegen bilincine yansıtma gayreti içindedirler. Bu faaliyetler iki şekilde yürütülmektedir. 1.si herkesin rahatlıkla algılayacağı gibi pozitif ve birleştirici eylemler, icatlar ve de yayınlar tarzındadır. 2. şekilde ise yüksek boyutların mührünü taşıyan titreşimsel enerjileri, fiziksel bedenleri ile hissederek denge ve uyumlanma için gezegenin aurasına, bilincine aktarmak suretiyle yapılmaktadır. Varlıklar bu faaliyetlerinde ruhsal-evrensel işçi olduklarının farkındalığında;

Kainat ahenginde  bir nota olup

O ilahi müziğin bestesinde yerlerini almaktadırlar.

 Şu son devrenin bitiminde gezegen küresine “Işık ve Bilgi”yi getiren, "The Reconnection" yani "Tekrar Bağlantı" 5. boyut titreşimsel enerjilerini hissedip gezegenin aurasına  ve bilincine aktarma fırsatını bizlere sunan Yaratan’a sonsuz şükranlarımızla...

 Tayfun Özenç  - Ocak 2011-Bakırköy

SİKLUS

Bilginin doruğunda, sevginin hamurunda
Vicdanın otağında birleşen dostlarım
Sevgiden var olan, Kün ile haşrolan
Tekamül okulunda, sevgiyle yoğrulan.
 
Sizler evrenlere açılmak için
Bilginin doruğunda alimlik için
Şimdiden karanlığı yırtmanız gerek
Zaman gelecek anda yetmeyecek.
 
Düşünceler otağının sezgi çadırları
Bilginin doruğundaki o ıstırabları
Elbet tadacaksınız şimdi narları
O zaman hak ile liyakat için.
 
Siklus anı geldiğinde zaman andır
O an bile yetmez, çünkü o demdir
Demin içindeki demi yakalamaktır
Bunun da  ilk adımı şuurda birliktir.
 
Cennet ve cehennem senin içinde
Arama bilgide, bilgi de sende.
Önce özünü pakla, sonra vicdanı dinle
Hasattan çıkacaksın tutunacaksın o ele.
 
Alınan bilgilerle takılıp kalma
Tahlil et onları gaflete dalma
Sentezini iyi yap yanılıp kalma
Deneme- yanılma vaktidir elbet.
 
Zamana sahip olan hükümdar olur
Zamanı köle eden o yolu bulur
O anı bilmeyen tarumar olur
Cehennemi yaşar vicdan zindanında.
 
Tayfun Özenç
05.05.1991, Fındıkzade

SON DEVRE

O devrenin azabı pek yakındır sizlere
O devrenin refahı da elbet içinizde
O devrenin hazzını duymak için şimdiden
Gayret ve sabırla hazırlanın şimdiden.
 
Dönem dönem gösterdik bilenler için
Kelam kelam söyledik erenler için
Bilginin aydınlık yüzünü hep sizler için
Perde perde kaldırdık hayırlar için.
 
Gözyaşı selinde boğulun şimdiden
Vicdanın bahçesinde yeşerin şimdiden
Şuur birliğinde derilmek için
Kaldırın gövdenizi yerden şimdiden.
 
Eğitim metodları sizleri sarar
Yaradanın sevgisi sizlere yeter
O merhem ki yarayı ta içten kavrar
Bilene ne mutlu düşünün artık.
 
Devrenin içinde bir bütün olup
Bilginin hazzında evliya deyip
Kah eren olup, kah aşık olup
Kendinizi bilin tanıyın şimdiden.
 
Putları anlattık o zaman size
Hala yaşarsınız onlarla iç içe
Kendi içinizdeki putu kırmadan
Bilginin yükseğine ermek olur mu?
 
Düşünün miracın ne olduğunu
Bedenin ruhla ahenktar olduğunu
Şuur berraklığındaki o bütünlüğü
Boyutlar arası o söyleşide.
 
Tayfun Özenç
26.04.1992, Fındıkzade